“Kızılcık Şerbeti” dizisinde Işıl karakteriyle tanınan oyuncu Ece İrtem’in ani ölümü sanat dünyasında büyük üzüntü yaratırken, kalp sağlığına dair tartışmaları da yeniden alevlendirdi. 35 yaşında hayatını kaybeden oyuncunun ölümünün kalp krizi kaynaklı olduğu belirtilirken, uzmanlar genç yaşta görülen kalp krizi vakalarındaki artışa dikkat çekiyor. Son yıllarda özellikle 30’lu ve 40’lı yaşlarda yaşanan ani kalp rahatsızlıkları, yaşam tarzı ve çevresel faktörlerin etkisini yeniden gündeme taşıdı.
Kardiyoloji uzmanları, kalp krizinin artık yalnızca ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç bireylerde de ciddi oranda görülmeye başladığını ifade ediyor. Uzmanlara göre bu artışın temelinde modern yaşamın getirdiği alışkanlıklar yer alıyor. Sigara kullanımı, uzun süreli hareketsizlik, düzensiz beslenme ve kronik stres, kalp ve damar sağlığını olumsuz etkileyen en önemli faktörler arasında gösteriliyor.
Dört büyük risk faktörü öne çıkıyor
Uzmanlar, genç yaşta kalp krizi riskini artıran en önemli etkenlerin sigara ve e-sigara kullanımı, obezite, sağlıksız beslenme ve stres olduğunu belirtiyor. Özellikle e-sigaranın sanılanın aksine güvenli olmadığı, damar yapısını bozarak pıhtılaşma riskini artırdığı ifade ediliyor. Ayrıca aşırı işlenmiş gıdaların tüketimi, trans yağlar ve yüksek şeker içeren beslenme düzeninin damar sertliğini hızlandırdığı vurgulanıyor.
Uyku ve stres kalbi doğrudan etkiliyor
Uzmanlara göre günde altı saatten az uyku, kalp krizi riskini önemli ölçüde artırabiliyor. Yoğun stres altında çalışan bireylerde ise damar sağlığının daha hızlı bozulduğu ve riskin yükseldiği belirtiliyor. Modern yaşam temposunun “sağlıklı yaşam” anlamına gelmediğini vurgulayan uzmanlar, düzenli uyku ve stres kontrolünün kalp sağlığı için kritik olduğunu ifade ediyor.
Genetik yatkınlık da önemli bir etken
Ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunan bireylerin daha yüksek risk taşıdığı belirtilirken, genetik faktörlerin yaşam tarzı ile birleştiğinde riski katladığı ifade ediliyor. Uzmanlar, “genetik yatkınlığın tek başına kader olmadığı, sağlıklı yaşamla riskin azaltılabileceği” uyarısında bulunuyor.
