Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Yeni dünya düzeni hesabı: Türkiye, Rusya ve Çin hattı güçleniyor

Küresel güç dengeleri yeniden şekillenirken Türkiye, Batı ile ilişkilerini sürdürürken Rusya, Çin ve Asya ülkeleriyle de temaslarını genişletiyor. Ankara’nın Şanghay İşbirliği Örgütü ile geliştirdiği ilişkiler, Türkiye’nin çok yönlü dış politika arayışının önemli göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Küresel güç dengeleri yeniden şekillenirken Türkiye, Batı ile ilişkilerini sürdürürken

Dünya siyasetinde güç merkezlerinin yeniden şekillendiği bir dönem yaşanıyor. ABD ve Avrupa’nın etkisinin devam ettiği uluslararası sistemde Çin ve Rusya gibi aktörlerin ekonomik, siyasi ve stratejik ağırlığının artması, daha çok merkezli bir küresel yapının ortaya çıkmasına neden oluyor.

Bu değişim Türkiye açısından da yeni fırsat ve seçenekleri beraberinde getiriyor. Avrupa ve ABD ile ilişkilerini sürdüren Ankara, aynı zamanda Rusya, Çin ve Asya’nın yükselen güçleriyle diplomatik ve ekonomik temaslarını geliştirerek dış politikadaki hareket alanını genişletmeye çalışıyor. Türkiye’nin bu yaklaşımı, tek bir güç merkezine bağlı kalmadan farklı aktörlerle eş zamanlı ilişkiler yürütme hedefinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Şanghay İşbirliği Örgütü Türkiye için neden önemli?

Çin ve Rusya’nın başlıca aktörleri arasında bulunduğu Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya’daki önemli güçleri aynı çatı altında buluşturan platformlardan biri olarak öne çıkıyor. Türkiye ise 2012 yılından bu yana örgütte diyalog ortağı statüsünde bulunuyor. Ankara’nın yıllardır sürdürdüğü bu temas, Türkiye’nin Asya merkezli oluşumlarla ilişkilerini geliştirme ve küresel ölçekte alternatif diplomatik kanallar oluşturma politikasının parçalarından biri olarak görülüyor. Şanghay ile kurulan ilişkiler yalnızca Türkiye’nin Doğu’ya yönelik ilgisini göstermiyor. Aynı zamanda Ankara’nın farklı güç merkezleri arasında diplomatik manevra alanını koruma ve artırma arayışını da ortaya koyuyor.

NATO üyeliği sürerken Asya açılımı devam ediyor

Türkiye’nin çok yönlü dış politika yaklaşımının en dikkat çekici boyutlarından biri, NATO üyeliği devam ederken Rusya ve Çin başta olmak üzere Asya ülkeleriyle ilişkilerin de geliştirilmesi. Ankara, bir taraftan Avrupa ve ABD ile siyasi, ekonomik ve güvenlik alanındaki ilişkilerini sürdürürken diğer taraftan Asya’daki yükselen aktörlerle yeni iş birliği imkanları arıyor. Bu durum Türkiye’nin dış politikasını yalnızca Batı-Doğu eksenindeki klasik ayrım üzerinden değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Ankara’nın temel hedeflerinden biri, değişen küresel dengeler içerisinde farklı güç merkezleriyle ilişkiler kurarak kendi stratejik seçeneklerini artırmak.

Bahçeli’nin TRÇ önerisi yeniden gündemde

Türkiye’nin Rusya ve Çin ile ilişkilerinin önem kazandığı bu süreçte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin daha önce gündeme getirdiği “TRÇ” ittifakı önerisi de yeniden tartışma konusu oluyor. Bahçeli, Türkiye, Rusya ve Çin’i kapsayan TRÇ formülünü, değişen küresel dengeler karşısında Türkiye’nin kendi çıkarlarını merkeze alan yeni bir stratejik seçenek olarak ortaya koymuştu. Bahçeli açıklamasında, Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik konumunun çok boyutlu bir dış politika anlayışını gerekli kıldığını vurgulayarak, Türkiye, Rusya ve Çin’den oluşan bir ittifakın yeni yüzyılın şartlarına uygun bir seçenek olabileceğini ifade etmişti.

“Türkiye merkezli” dış politika vurgusu öne çıkıyor

Bahçeli’nin yaklaşımında dikkat çeken noktalardan biri ise dış politikanın herhangi bir küresel gücün çizdiği çerçeveye göre değil, Türkiye’nin kendi öncelikleri doğrultusunda şekillendirilmesi gerektiği düşüncesi. Bu perspektifte Türkiye’nin jeopolitik konumu, ekonomik çıkarları ve güvenlik ihtiyaçları dış politika kararlarının merkezinde yer alıyor. Farklı ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi ise tek bir eksene yönelmekten ziyade Türkiye’nin seçeneklerini çeşitlendiren bir araç olarak değerlendiriliyor. Bahçeli’nin daha önce dile getirdiği “çok boyutlu, çok eksenli dış politika” yaklaşımı da bu anlayışın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Şanghay Zirvesi Türkiye’nin yeni stratejik konumunu gündeme taşıdı

Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi, Türkiye’nin değişen küresel sistem içerisindeki konumuna ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı. Çin ve Rusya’nın ağırlığının giderek arttığı Asya merkezli yapılanmalar, Ankara açısından yalnızca ekonomik ve diplomatik iş birliği kanalları değil, aynı zamanda küresel gelişmeleri yakından takip edebileceği stratejik platformlar olarak önem taşıyor. Türkiye’nin bu yapılarla ilişkilerini geliştirmesi, Batı ile bağlarını koparması anlamına gelmiyor. Aksine Ankara’nın farklı güç merkezleriyle aynı anda temas kurarak dış politikadaki hareket kabiliyetini artırma çabası olarak okunuyor.

Türkiye yeni küresel dengelerde kendi rolünü arıyor

Dünyanın daha çok kutuplu bir yapıya doğru ilerlediği süreçte Türkiye, sahip olduğu jeopolitik konumu stratejik avantaja dönüştürmeye çalışıyor. Avrupa, ABD, Rusya, Çin ve Asya’nın diğer önemli aktörleriyle sürdürülen ilişkiler, Ankara’nın küresel güç dengelerindeki ağırlığını artırma hedefinin farklı boyutlarını oluşturuyor. Şanghay İşbirliği Örgütü ile geliştirilen ilişkiler de bu stratejinin önemli parçalarından biri olarak öne çıkıyor. Türkiye açısından mesele yalnızca Doğu ile yakınlaşmak değil, değişen dünya düzeninde farklı seçeneklere sahip olmak ve kendi ulusal çıkarları doğrultusunda daha geniş bir diplomatik hareket alanı oluşturmak.